Toprağı suyla kavuşturunca oluşurdu bizim yemeklerimiz, misketlerimiz, tabaklarımız, bebeklerimiz ve arabalarımız...
Güneşle aldıkları biçimleri kalıcılaşırdı oyunlarımızın.
El becerilerimiz çamurla uğraşımızla belli ederken kendini;
Bizler hayallerimizi yansıttık o suyla toprağa...
Bir pilotu yoktu fakat onları yapan ve boyayan bizlerdik,
Onlarca kilometrelerce yükseklere çıkamazlardı belki;
Fakat yeterdi yüreklerimizi hoplatmaya boyumuzu aşması,
uçarken kağıttan uçaklarımızın....
Zaman zaman külah yapardık, kimi zaman şapka olurdu kafamıza takardık,
Kaptanı bizdik yağmurdan geriye kalan su dolu çukurları süsleyen gemilerin ..
Bez bebeklerimiz vardı yüzünü tek tek annelerimizin yaptığı,
Daima gülen ve tüm sırlarımızı bilen ilk annelik yaptığımız bebeklerimiz...
Dayımızın bizim için yaptığı tornetlerimiz vardı.
Babadan oğula miras kalacak nişancılığın ilk izlerini taşıyan sapanımız arka cebimizden ayırmadığımız...
Amcamızın elimize tutuşturdu yayımız, okumuz...
Abimizle büyük bir heyecanla bitmesini beklediğimiz rengarenk uçurtmamız;
Gökyüzüne bizden bir gülüş bırakmak için...
Erik çalarken yırtılan pantolonumuza yama yaparken annemiz;
Dökülürdü cebimizdeki tuzlar...
Bayram sabahlarını beklerdik el öpmek ve bayramlıklarımızı göstermek için diğerlerine...
Bizler için daha bir renkliydi çocukluk,
Yağmurdan sonra çıkan o renk cümbüşüyle coşan Gökkuşağına doğru koşmaktı bizim çocukluğumuz
Ninemizin anlattığı o bir çanak dolusu altın var mıydı? bittiği yerde bilemeyiz
Güneşle aldıkları biçimleri kalıcılaşırdı oyunlarımızın.
El becerilerimiz çamurla uğraşımızla belli ederken kendini;
Bizler hayallerimizi yansıttık o suyla toprağa...
Bir pilotu yoktu fakat onları yapan ve boyayan bizlerdik,
Onlarca kilometrelerce yükseklere çıkamazlardı belki;
Fakat yeterdi yüreklerimizi hoplatmaya boyumuzu aşması,
uçarken kağıttan uçaklarımızın....
Zaman zaman külah yapardık, kimi zaman şapka olurdu kafamıza takardık,
Kaptanı bizdik yağmurdan geriye kalan su dolu çukurları süsleyen gemilerin ..
Bez bebeklerimiz vardı yüzünü tek tek annelerimizin yaptığı,
Daima gülen ve tüm sırlarımızı bilen ilk annelik yaptığımız bebeklerimiz...
Dayımızın bizim için yaptığı tornetlerimiz vardı.
Babadan oğula miras kalacak nişancılığın ilk izlerini taşıyan sapanımız arka cebimizden ayırmadığımız...
Amcamızın elimize tutuşturdu yayımız, okumuz...
Abimizle büyük bir heyecanla bitmesini beklediğimiz rengarenk uçurtmamız;
Gökyüzüne bizden bir gülüş bırakmak için...
Erik çalarken yırtılan pantolonumuza yama yaparken annemiz;
Dökülürdü cebimizdeki tuzlar...
Bayram sabahlarını beklerdik el öpmek ve bayramlıklarımızı göstermek için diğerlerine...
Bizler için daha bir renkliydi çocukluk,
Yağmurdan sonra çıkan o renk cümbüşüyle coşan Gökkuşağına doğru koşmaktı bizim çocukluğumuz
Ninemizin anlattığı o bir çanak dolusu altın var mıydı? bittiği yerde bilemeyiz

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder